Meta ve YouTube Suçlu Bulundu: Sosyal Medyada Yeni Hukuk Dönemi

ABD’de görülen bir davada jüri, Meta (Instagram/Facebook) ve YouTube’un platformlarını kullanıcıları platformda tutacak şekilde “bağımlılık yaratıcı tasarım” ile kurguladığını kabul etti.
Bu tasarımın özellikle genç kullanıcılar üzerinde zararlı etkiler doğurduğu gerekçesiyle şirketler tazminata mahkûm edildi.

Meta ve YouTube’un “bağımlılık yaratacak şekilde tasarım” nedeniyle sorumlu tutulduğu ABD kararı, Avrupa Birliği’nde zaten inşa edilmekte olan daha geniş bir regülasyon yaklaşımının somut karşılığıdır. Nitekim AB, bu tartışmayı yalnızca içerik sorumluluğu çerçevesinde değil; doğrudan “tasarımın hukuka aykırılığı” perspektifinden ele almaktadır. Bu yönüyle Avrupa yaklaşımı, ABD’deki yargı kararından daha sistematik ve ileri bir düzenleme modeli ortaya koymaktadır.

ABD’de görülen davada jüri, Meta ve YouTube’un kullanıcıyı platformda tutmaya yönelik bağımlılık mimarisi kurduğunu ve bunun zarara yol açtığını kabul etmiştir. Bu karar, özellikle “algoritmik tasarımın sorumluluğu” başlığını hukuk literatürüne güçlü şekilde taşımıştır.

Avrupa Birliği ise bu tartışmayı çok daha önce normatif zemine taşımış ve özellikle Dijital Hizmetler Yasası (Digital Services Act – DSA) ile platformların yalnızca içerikten değil, sistemik risklerden de sorumlu olacağını açıkça düzenlemiştir.

DSA’nın en kritik yönü, “çok büyük çevrimiçi platformlar” (VLOPs) için getirilen risk yönetimi yükümlülükleridir. Bu kapsamda platformlar; kullanıcıların ruh sağlığı, çocukların korunması ve toplumsal etkiler bakımından ortaya çıkabilecek zararları önceden analiz etmek ve azaltmak zorundadır.

Bu noktada Avrupa Komisyonu’nun 2026 yılında TikTok hakkında yürüttüğü soruşturma, bağımlılık tasarımının doğrudan bir hukuki ihlal olarak ele alındığı ilk somut örneklerden biri olmuştur. Komisyon, özellikle şu tasarım unsurlarını inceleme konusu yapmıştır:

  • Sonsuz kaydırma (infinite scroll)
  • Otomatik oynatma (autoplay)
  • Bildirim tetikleme mekanizmaları
  • Kişiselleştirilmiş öneri algoritmaları

Bu özelliklerin kullanıcıyı “otopilot moduna” sokarak kompulsif kullanım yarattığı ve özellikle çocuklar üzerinde ciddi risk oluşturduğu değerlendirilmiştir.

Daha da önemlisi, Avrupa Komisyonu bu tasarımın yalnızca etik bir sorun olmadığını, doğrudan DSA ihlali teşkil edebileceğini belirtmiştir. TikTok’un, bu tasarımın doğurduğu riskleri yeterince analiz etmediği ve önleyici tedbirler almadığı ifade edilmiştir.

Bu yaklaşım, hukukta kritik bir paradigma değişimine işaret etmektedir:
Artık mesele “zararlı içerik var mı?” değil, “platform kullanıcı davranışını nasıl şekillendiriyor?” sorusudur.

Avrupa’daki düzenleyici yaklaşım yalnızca DSA ile sınırlı değildir. Yapay Zekâ Tüzüğü (AI Act) de bu tartışmayı daha ileri bir seviyeye taşımaktadır. AI Act kapsamında, bireylerin davranışlarını “bilinçaltı tekniklerle önemli ölçüde değiştiren” sistemler yasaklanmıştır.

Bu düzenleme, sosyal medya algoritmalarının hukuki niteliğini yeniden tanımlamaktadır. Çünkü öneri sistemleri artık yalnızca teknik araçlar değil; insan davranışını yönlendiren ve bu nedenle regülasyona tabi olan sistemler olarak kabul edilmektedir.

Avrupa Birliği ayrıca “dark patterns” (karanlık tasarımlar) konusunda da açık bir yasaklama eğilimindedir. DSA’nın 25. maddesi, kullanıcıyı yanıltan veya manipüle eden arayüz tasarımlarını doğrudan yasaklamaktadır. Bu kapsamda X (eski Twitter) platformuna verilen 120 milyon Euro’luk ceza, AB’nin bu konuda yaptırım uygulamaya hazır olduğunu göstermektedir.

Meta hakkında yürütülen diğer soruşturmalarda da benzer bir yaklaşım görülmektedir. Avrupa Komisyonu, özellikle çocukların zihinsel sağlığı ve platform algoritmalarının etkisi konusunda Meta’yı incelemeye almış ve platformların risk azaltma yükümlülüklerini yeterince yerine getirip getirmediğini sorgulamıştır.

Tüm bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, Avrupa Birliği’nin yaklaşımını üç temel eksende özetlemek mümkündür:

1. İçerikten Tasarıma Geçiş
Platform sorumluluğu artık içerik moderasyonundan çıkmış, doğrudan kullanıcı deneyimi tasarımına yönelmiştir.

2. Önleyici Regülasyon (Ex-ante yaklaşım)
Zarar oluştuktan sonra değil, oluşmadan önce risk analizi ve müdahale zorunluluğu getirilmiştir.

3. Çocuk Odaklı Koruma Rejimi
Regülasyonun merkezinde özellikle çocukların ve gençlerin korunması yer almaktadır.

Bu yaklaşımın bir sonraki aşaması ise halihazırda hazırlıkları süren Dijital Adalet Yasası (Digital Fairness Act) ile daha da genişletilecektir. Bu yeni düzenlemenin, bağımlılık tasarımı ve manipülatif arayüzleri doğrudan hedef alması beklenmektedir.

Türkiye açısından değerlendirildiğinde, Avrupa Birliği’ndeki bu gelişmelerin dolaylı etkileri kaçınılmazdır. Özellikle:

  • KVKK kapsamında “hukuka ve dürüstlük kurallarına uygunluk” ilkesi
  • Ticaret Bakanlığı’nın tüketiciyi yanıltıcı dijital tasarımlara yaklaşımı
  • BTK’nın sosyal ağ sağlayıcılarına yönelik yükümlülükleri

birlikte düşünüldüğünde, Türkiye’de de benzer bir regülasyon alanının oluşması mümkündür.

Ancak Avrupa’dan farklı olarak Türkiye’de henüz “algoritmik tasarım sorumluluğu” açık bir hukuki kategori olarak tanımlanmış değildir. Bu da uygulamada önemli bir boşluk yaratmaktadır.

Sonuç olarak Avrupa Birliği, sosyal medya platformlarını artık yalnızca teknoloji şirketi olarak değil; davranış mimarları (behavioral architects) olarak konumlandırmaktadır. Bu yaklaşımın uzun vadede üç önemli sonucu olacaktır:

  • Algoritmaların hukuki denetime açılması
  • Platform tasarımının ürün sorumluluğu kapsamında değerlendirilmesi
  • Dijital bağımlılığın bir “hukuki zarar” olarak tanınması

ABD’deki son karar bu sürecin yargısal ayağını temsil ederken, Avrupa Birliği bu dönüşümün düzenleyici mimarisini kurmaktadır. Önümüzdeki dönemde bu iki yaklaşımın birleşmesi, teknoloji şirketleri açısından çok daha sıkı bir küresel denetim rejimi doğuracaktır.


Kaynakça